"AMACIMIZ,
SİTEMİZDE KONUKLARIMIZIN GERÇEKTEN YARARLANABİLECEĞİ SAYFALARIN
YER ALMASIDIR. SİTEMİZDE BU SAYFALARIN BİR DOKTOR'A AİT OLMASI
NEDENİYLE, SADECE MEDİKAL KONULARI İÇERECEĞİNİ DÜŞÜNENLERE,
HEMEN "YANILIYORSUNUZ!" DEMEK İSTİYORUM. DOKTORUMNERDE
DE, SİZİ BAZEN GÜLDÜRECEK AMA MUTLAKA DÜŞÜNDÜRECEK PARAMEDİKAL
İÇERİK DE YER ALMAKTADIR." Dr. Ali Nurettin Gürses
SİYAH-BEYAZ
GÜNLERDEN
RENKLİ GÜNLERE
Hekimlikte
20. yılını geride bırakmış olanlar, daha kolay hatırlayacaktır.
70'li yıllarda (ve öncesinde), hekimlik gerçek anlamda siyah-beyaz
günlerini yaşamaktaydı, tıpkı o zamanki TRT Televizyon ekranı
gibi... 80'li yılların başında ekranların renklenmesi ile
birlikte sokak ve caddelere de renk geldi.
Hekimlik
ciddi bir işti, modaya hemen ayak uydurmamak için uzun süre
ayak direyecekti. İlkin tabelalara renk gelmiş, uzmanlık dalının
yer aldığı bölümün kırmızı renk olmasına izin verilmişti.
Kimileri bu hakkı kendi isimlerinde kullanmışlarsa da uzun
süre siyah ve kırmızıdan başka üçüncü ya da dördüncü renk
gereksinilmedi. Caddelerin daha fazla ışıklanması tabii ki
tabelalarımıza floresan ışığı ile sinmeyi başaracaktı. (Halen
yasak olsa da çoğu hekim tabelası renk-ahenk veşıkır şıkırdır.)
"SİZ HANGİ CENTER
SINIZ?"
90'li
yıllarda tıp merkezlerinin açılması pek moda oldu. Kimilerine
merkez sözü bile yetmemiş olacak ki "center" demeyi yeğlediler.
"Center" demenin vazgeçilmez bir kuralı gibi, hemen her yerde
bir takım logolar, amblemler uç vermeye başlayıverdi.
"YALAN RÜZGARI"NDAN
SONRA "HOSPITAL" RÜZGARI
1989
da açılan bir modern özel hastane ismine HOSPITAL'i ekleyince,
bu da moda olmaktan geri kalmadı. Ardından diğer hospital'lar
açıldı. Öyle ki ilk açılan hastane sadece "Hospital" adı ile
anılmaya basladı. Yani Hospital denince ilkin o akla geldi.
1996'da açılan bir başka hospital, Dünya Göz Hastanesi ismini
coğu yerde WORLD EYE HOSPITAL olarak kullandı. Öyle ki halen
hastaneye 50 metre uzaklıktaki yol levhasında bu hospital
kelimesi HOSTPITAL olarak (yanlış okumadınız, heceleyerek
yazalım: HOST-PI-TAL) Bu levha yanlış kullanımını halen korumaktadır.
İstanbul yabancı isimlerin cenneti olmayı sürdürürken, hastanelerimiz
de bundan payını elbette alacaktı. ACADEMIC HOSPITAL, METROPOL
HOSPITAL, ISTANBUL HOSPITAL, SULTAN UNIVERSAL HOSPITAL, bunlardan
en cok duyulanları...
80'li
yılların sonlarında ultrasonu olmayan Kadın-Doğumcu'ya nerdeyse
kız verilmez bir hal almıştır. Bunu bilen uzmanlar kendi kartvizitlerinin
1. satırına "Jinekolog Operatör", 2. satırına isim ve soyisim,
3. satırına "Kadın Hastalıklaıi ve Doğum Uzmanıi" ve 4. en
önemli satıra ise üstelik kırmızı harflerle "ULTRASONOGRAFi"
sözünü eklemeyi kural bildiler.
Bunun
nedeni tabii ki masum gerekçelerdir. Çoğu hasta telefonla
"ultrasyonunuz var mı?" diye sormaktadır. Çekme halatından
ayak bağına, masa silmekten ameliyat ekibinin terinin alınmasına
dek çok yönlü kullanımı olan gaz bezlerinin, yabancı dilde
gause ve sponge olan karşılıklarının bizim dilimize neden
gazlı bez, kare gaz ya da karagaz şeklinde geçtiği de ayrı
bir yazı konusudur.
"CİNSİYETİ NEDİR?
BİZ İDDİAYA GİRDİK DE!"
Ultrason
bu denli yaygınlaşınca, asıl amacın, bebek cinsiyetinin tayini
olmasına hiç de şaşmamak gerekir. Daha bebek anansefal mıdır,
hidrosefal mıdır diye inceleme yapamadan; arkalardan hasta
yakını "bu poposu mu?" sorar ve ekler, "söyleyin bakalım bebeğimiz
kız mı oğlan mı?" İlle de bir cinsiyet söylemek zorunda olmanın
dayanılmaz sıkıntısı ile anomali taramak, ölçüler almak; her
seferinde bir önce söylenmiş olan cinsiyetin teyid edilmesi,
ultrason tetkikini fazlası ile sevimsiz kılar. Bir yaşlı hocamız,
bir türlü firsat bulup da dilini çözemediği bu çağdaş aletin
cinsiyet belirleme yönünü kendi yöntemi ile altetmişti. Genel
eğilime göre bir cinsiyet saptıyor, ama hastanın takip kartına
tam tersini yazıyordu. Ne zaman ki doğum gerçekleştiğinde
cinsiyet dediği gibi çıkarsa, "bakın ben dememiş miydim?"
diyerek geriniyor; tersi çıkarsa "siz yanlış hatırlıyorsunuz,
bakın kartınızda ne yazıyor?" diyerek hasta yakınlarını paylayıveriyordu!
YAZARIN
NOTU: Ultrasonda"pipi" göstermeyen her bebek KIZ
kabul edilir. Erkek denilip de Kız çıkan bebekler için,
"demek ki apış arasında kordon varmış" denir. %80 kız ya
da erkek sözünü boş geçin siz. Zaten %50 bilmek herkesin
harcı! Siz siz olun "CİNSİYETİNİ GÖRMEYE GELDİK!"
diyerek; ultrasonda ciddi şeyleri asla atlamamayı ilke
edinmiş doğum hekiminizi stresse sokmayınız. (Güncelleme:
2009)
GÜNDEMİ HEP
HASTALAR MI BELİRLER?
Hemen
her gebe hastaya Toxoplazma tetkikinin ve 3'lü Tarama Testi'nin
isteniyor olması; hastaların psikolojik zorlamaları ile açıklanabilir.
Ama çoğu hekimin hala daha "evinizde kedi-köpek var mı?" sorusu
ile Toxo'da hiç günahı olmayan köpek dostlarımızı sorgusuz
infaza uğratmaları, anlaşılır gibi değildir. "Bebek planladıysanız
kedi - köpeğe güle güle!" demeyi bilimsel icraat bilen kadın-doğumcuların
sayısı maalesef az değildir.
LAZER DİKİŞİ
İstanbul'un
sosyetesine hizmet veren çok ünlü bir jinekolog, Amerika'dan
ilk döndüğünde; "Dikişlerim estetik olacak, değil mi?" diye
ısrarla soran bir hastaya ne diyeceğini şaşırmış ve o sıra
yeni ilgi duyduğu LASER tekniğini aklına getirerek "Sizin
dikişlerinizi leyzırla dikeceğiz" diyivermiştir. O gün - bugün
kuyuya atılan bu taşın çıkartılabilmesi mümkün olamamış ve
çoğu hekim "laserla mı dikeceksiniz?" sorusuna ne diyeceğini
bilememektedir.
ELDİVENIN ÖYKÜSÜ
Eldivenin
öyküsü, 70'li yıllardan hangi teknolojik değisimleri yaşayıp
bugünlere ulaştığımızı, en iyi dille anlatacaktır. O yıllarda
tüm eldivenler kullanıldıktan hemen sonra, kirli kalıp da
kayba uğramasın diye, vakit kaybedilmeden yıkanır ve ters
yüz edilirdi. Yıkanmış eldivenler kurusun diye kalorifer radyatörlerine
dizilirdi. Kuruyunca da kumaş eldivenliklerin ceplerine konulur
ve öylece sterilize edilirdi. Hastanede çalışan hizmetli kadınların
(ya da özel muayenehanelerde çalışan yardımcı kadınların )
en fazlazamanlarını alan işleri , kullanılmış bu eldivenleri
tekrar kullanıma hazırlamaları olmuştur. Eldivenlerin tek
kullanımlık kağıt poşetlere girmesi için 90 lı yıllara ulaşmak
gerekmiştir. (Tıpkı suda kaynatılmış cam şırınga ve uçları
keskinliğini yitirmiş, kalibreleri kireçten daralmış iğne
uçlarından kurtulup, plastik tek kullanımlık enjektörlere
ulaşmamız gibi...)
AMELİYATHANE
PUDRASI
Tek
kullanımlık eldivenlerin henüz daha keşfedilmediği yıllarda,
yani çok değil 5-10 yıl öncesi, ameliyata girerken değişmez
kural; gömleğini giymiş cerrahın ameliyathane hemşiresine
avucunu açıp beklemesi idi. Hemşire önceden hazırlanmış
olan, içinde pudra bulunan küçük bir bez parçasını cerrahın
avucuna atar, cerrah da o pudralı bezle sanki ellerini
sabunluyormuş gibi yaparak tüm parmaklarını bu pudraya
bulaştırırdı.
Aynı
yıllarda Ankara Numune Hastanesi'nde, buluş güçlerine hayran
kaldığım ameliyat hemşireleri, pudralı bez parçasının
yerine, kapağı çivi ile delinmiş tipki bir tuzluğu andıran
küp şeklinde Tomurcuk Çayı teneke kutusunu kullanarak, bir
yeniliğe imzalarını atmışlardı. Eller pudralandıktan sonra
sıra eldivenleri giymeye gelirdi. Şimdiki gibi öyle eldiven
numaraları olmadığından , hemen herkes 7.5 ya da 8 numara
eldiven giyerdi. 1987'de çalıştığımız üniversite hastanesine
gelen bir Amerikalı cerrah (Gomel), bu eldiven geleneğimizi
i hayretle izlemiş ve ameliyat odasına steril bir tas su
getirilmesini rica etmişti. Eldivenli ellerini bu suyun
içine daldırıp çıkartarak, tastaki suyun ne denli bulanık
olduğunu göstermişti. Bu kısa show kimimize bir Amerikan
ukalalığı gibi gelmişse de, Amerikalı cerraha hak vermek
için, 2-3 yılın geride kalması yetecekti.
YAZARIN
NOTU: O yıllarda kullanılan teneke çay kutusunun
üzerinde Earl Grey Tea yazmazdı. Ne olduysa oldu,
ülkemizde yabancı patentin/ismin olmadığı bildik yerli ürün
göremez olmuştuk. Yıllar öncenin nostaljik resmini bulup
buraya koyamayıp da, Earl Grey Tea reklamına
teslim olmaktan ötürü okurdan özür dileriz. (Güncelleme:
2009)
KARA GAZ
Beyaz
renkteki bir beze nasıl olursa herkes ağız birliği yapmış
gibi "KARA" der anlam verememiştik. İlk İstanbul ameliyathane
izlenimimiz bu olmuştu. Yıllardır sponge ya da spanc diye
bildiğimiz küçük katlanmış bezlere, İstanbul'da "Kara gaz"
deniyordu. Sonradan bunun Kare Gaz (yani kare şeklinde gazlı
bez) olduğunu öğrendiğimizde cok utanmışsak da, hala daha
Kara olduğunu sananların varlığı bizleri rahatlatmıştır. (Üstelik
coğu yerde bu bezler, kareden ziyade dikdörtgen şeklinde hazırlanmaktadır.)
PİYEM
Kare
gazı öğrendikten sonra, ikide bir Klemp (Klamp) diyerek şaşkınlık
yaratmaktansa; Piyem demenin daha akıllıca olduğunu çabucak
kavradık. Ama yaptığımız küçük bir araştırma sonucu, Piyem'in
aslının hangi kelime olduğunun da (hatta bir tarihi hekimin
ismi olduğunun da) pek bilinmediğini gözlemledik. (Meraklısına
Not: Piyem, Peam'dan geliyor. Nam-ı diğer Klamp yani klemp.)
ELDİVEN - PREZERVATİF
Kadın
Doğumcuların kürtaj pratiğine fazlasıyla önem verdiklerini
bilirdik de; hiç bu denli olduğunu düşünmemiştik. Kürtajda
usta olanların bu işlem sırasında hiç eldiven kullanmadıklarını,
özellikle çıplak elle küret tutmanın bir ustalık işareti olduğunu
inanın bilmezdik. Bir keman yayı tutar gibi küret tutmak gerektiğini,
metala yansıyan tininin uterusun içinde emniyeti simgelediğini
hep duymuş, hissetmiş ve yaşamıştık. Ama araya eldivenin soğuk
lastik kıvamı girince, o duyarlığın azalabileceğini, hiç ama
hiç düşünmemiştik. Ünlü jinekologların, parmak uclarının kanlanmasına
bile aldırmaksızın, bir virtüöz sanatçısı gibi ustaca kürtaj
yaptıklarını seyrettik. İster istemez aklımıza, "hissiyati
kırıyor" diyerek AIDS belası bile olsa, prezervatif kullanmayı
reddeden erkekler geldi. Onlar da kendilerince usta ve de
haklıydılar..