"AMACIMIZ, SİTEMİZDE KONUKLARIMIZIN GERÇEKTEN YARARLANABİLECEĞİ SAYFALARIN YER ALMASIDIR. SİTEMİZDE BU SAYFALARIN BİR DOKTOR'A AİT OLMASI NEDENİYLE, SADECE MEDİKAL KONULARI İÇERECEĞİNİ DÜŞÜNENLERE, HEMEN "YANILIYORSUNUZ!" DEMEK İSTİYORUM. DOKTORUMNERDE DE, SİZİ BAZEN GÜLDÜRECEK AMA MUTLAKA DÜŞÜNDÜRECEK PARAMEDİKAL İÇERİK DE YER ALMAKTADIR."
Dr. Ali Nurettin Gürses

İçindekilerMedikal ParamedikalEdebiyat

Günlük Yazılar

# 121. not:

KENDİ OFİSİNDE TUTSAK KALMAK

Pazartesi, 14:00

Bugün bilerek muayenehaneye erken geldim. Sekreter ilk hastanın saat 5’de olduğunu söyledi. Beşbuçukta tetkik gösterecek bir hasta gelecekmiş, bir de iş çıkışı en erken altıbuçukta burada olabileceğini söyleyen bir hastadan söz etti. İşler yine kesat anlaşılan. Kirayı daha sonraki güne ertelemekten başka çare yok. Mal sahibi biliyor mu acaba, her ayın ilk 20 hastasının kendisi için bakıldığını. Maliyeden gelenlere de bu gerçeği söylemek gerek. Mal sahibi kirayı verince KDV’si içinde fiş de vermiyor!!!

Muayenehanenin bu saatlerini çok seviyorum. Henüz hastanın gelmediği. Sekreteri dışarı gönderip yalnız kalmanın tam zamanı. Önce banka, bankada kuyruk vardır, kordonsuz telefonu da yanına almalı, çalarsa açsın, ben açmayacağım. Gelirken bir de gazete almalı, orda da oyalanır, bayii biraz uzakta sayılır. Tek hedefim var, yandaki dinlenme odasına geçip sallanan TV koltuğunda biraz okuyup uyuklamak. Ferhan Şensoy’un bir türlü okuyup bitiremediğim Oteller Kitabı çok uygun böyle bir kaçamağa.

Mutfaktan meyve sıkma makinesinin sesi geliyor; sekreter, ben kapıdan girer girmez edindiği alışkanlık gereği, portakal suyu hazırlıyor. Herşey yolunda bugün. Dizüstü bilgisayara en son aldığım Leonard Cohen CD’sini yerleştirip, ara kablonun uzandığı yan odaya müziği gönderiyorum. Birazdan koltukta bu müziği dinliyor olacağım. "Dance Me To The End Of Love"

Kapı çalıyor. Hay allah kapıcının çöp toplama saati de değil, kim olabilir? Maliyecilerse kapalıyız diyecektir, sekreter sıkı tembihli bu konuda. Sekreter oyalanıyor, hala kimin olduğunu söylemeye hiç niyetli değil. Benim için henüz gelmedi diyeceğinden, zili basıp çağırmam mümkün değil. Kulak kabartıyorum, bir bayanla konuşuyor olmalı. Bu saatte hasta da olamaz. O kadar da uyarıyorum, gelen gidenden hemen haberim olacak diye, sekreterin bilgi vermeye hiç niyeti yok!

Sesini kısıyorum CD’den yükselen müziğin; sessiz kalmalıyım. Herşey, koltukta kestirme keyfim buna bağlı. Sabah erken kalkmış, daha evden çıkarken stres yaşamışım; her sabahki görevim fazla zamanımı almış; köpek sanki bilinçli olarak bir türlü çiş yapmayıp oyalanmış, dakikalarca beklemekle beni cezalandırmış... Ameliyat desen uzadıkça uzamış, sakar bir asistanın damar zedeleyen girişimlerini kollamaktan, idrar kesesinden uzak çalışalım derken komşu damarların ihanet edip ortamın tümüyle kanlanması, anestezinin “tansiyonu yüksek bu hastanın, çok işiniz var mı, kanaması fazlaysa, kan takalım mı?” yollu buyurgan uyarıları, ne olur ne olmaz diye lastik dren yerleştirip apar topar operasyona son vermek, soyunma odasında alelacele giyilen yeşil gömleğin terden vücuta iyice yapışıp zorlukla çıkması, o sırada gereksiz konuşmaların ustası bir cerrahın, gömlekle boğuşmayı kanıt sayıp “siz bu ara kilo mu aldınız?” demesi, zaten bir vak’a 2 saat sürmüşken, saat 10'da hastane girişinde olun denilen hastalar, üst katlarda 1 saattir bekleyip kim bilir ne gibi sızlanmalar yaşıyorken, (“günün başlangıcından hayır yok, bakalım akşamı nasıl edeceğiz”), cep telefonunun bodrum katından bir üst kata çıkar çıkmaz çalmaya başlaması, ardından iki mesaj notunun gelme uyarısı, notlardan biri “evi ara” olunca, ilk yapılacak olan ne olabilir ki, evden uyarı ya da hatırlatma, “çıkarken para bırakmamışsın!”, yine ne parası yahu, aidat toplamaya geleceklermiş, nasıl unutursun, yarın gelsinler, yarın ödeme yapmayanların listesi asılacakmış girişe, assınlar, nasıl olsa borcu az olanların arasında yer almak üzmez bizi, doktor olmanın listede yer almamakla ne ilgisi olabilir; liste listedir, bırakın mesleğimizi dilediğimizce yapalım! Bu kimsenin kimseyi tanımadığı, tanımak istemediği blokta, keşke mesleki bilgi hiç vermemiş olsaydık, kapıya da marifetmiş gibi kartvizit asmanın ne gereği vardı sanki! Kapıcı mı daha saygılı, yoksa bekçi mi daha duyarlı doktoruz diye. Kim bahşiş verirse onun poşetini taşımıyor mu bu adamlar?

Sekreterin ne dediğini anlayamıyorum; bir kez daha tekrarlatıyorum. "Geçen hafta ameliyat yaptığınız hasta" diyor, o gelmiş, "siz yoksunuz dedim, ben beklerim, zaten ağrım da var bir yere gidemem." diyor.

Çattık. Kaçta geleceğim ben, yani bu kadın salonda beklerken nasıl gelebilirim, olur mu öyle şey. "Bekleyeceğini akıl edemedim, doktor bey yok dedim" diye tekrar vurguluyor sekreter. Peki ne olacak şimdi? O salonda bekleyecek, bense keyif koltuğuna geçemeyip, odamda mı mahsur kalacağım. Sekreter, "yanılmışım meğer doktor bey odasındaymış" da diyemez.

Sekreter akıl veriyor, “valla şimdi tuvalete girdi, isterseniz kapı ziline basayım, siz de yeni gelmiş gibi yapın.” Hızla düşünüyorum, lafı fazla uzatmayıp hemen muayene edip gönderirsem, yan odaya hemen geçebilirim!

Ya tam koridorda karşılaşırsak, kadın bu, belli olmaz hemen çıkıverir tuvaletten. Karar vermeye kalmadan kadın tuvaletten çıkıyor. Sekreter çok üzgün, son durumu bildiriyor; “bir neskahve yapmamı istedi, vazgeçmiyor bekleyecek!”

Elimde “idrar kaçıran kadınlara uygulanan hamak askı operasyonu” ile ilgili bir yazıyı okuyor gibi yapıyorum, abstract kısmını üçüncü defa okumama karşın, aklım salonda kaldığından makaleyi anlayamıyorum. Bu böyle olmayacak buna bir çare bulmak gerek.

Bir ara sekreterin salona belli etmeden bağladığı bir telefon konuşması sonrası, unutmuşum salonda bekleyen kadını, sekreterin sessizce son durum raporu ile toparlanıyorum. Kadın kahvesini bitirince, "yakınlarda bir pastane var mı?" diye sormuş, ama öyle çok uzakta olmayan. Bizimki karşı caddenin ucundakini tanımlamış, kadın da “ben en iyisi doktor beye bir teşekkür pastası ayarlayayım, telaştan unutmuşum” diyerek çıkmış! Gitmiş sonuç olarak.

Ne yapmalı, kadının dönüşü ile doktor bey gelmiş mi olmalı? Ya kuşkulanırsa kadın? Neden kuşkulanacak canım, aşağıda apartman girişinde nöbet tutup geri gelecek değil ya. Gittiyse gözaltı da bitti demektir.

Hızla düşünüp planımı uygulamaya koyuyorum; sessizce asansörle iniyorum girişe, girişte yakalanırsam asansöre yeni binmiş gibi yaparım! İki adım sonra arka otoparkta arabamda olacağım, nasıl olsa bu öğlesonrasından bana hayır yok! Sekreter tembihli; kadın elinde pasta muayenehaneye döndüğü an, cepten beni arayacak ve ben hemen peşisıra dışardan yeni gelmiş olacağım.

Cep telefonum çalana dek, yakınlardaki Paşabahçe mağazasında büfenin üstüne uyacak bakır telden örülü, boncuk işlemeli bir çift şamdan beğeniyorum. Tam paketlenmesi bitmişken ekranında MUA yazan cep telefonum, gelen aramaya özgü çıngılla çalıyor. Kontür düşmesin diye NO’ya basıp gelen çağrıyı reddediyorum; sekretere meşgul sesi gidiyor; sekreter anlıyor tabii , mesaj yerine ulaştı, doktor bey birazdan orda.

Kapıdan girerken akıl ettiğim, “Ne tesadüf, benim de bugün erken geleceğim varmış” sözüme, çok seviniyor kadın.

(26/1/2003)

Hastane: AHU HETMAN HASTANESİ MARMARİS  Tel.: 252 417 77 77   Cep: 532 414 21 10   E-mail: dralinuri@hotmail.com

© 2003 Designed by OTTOMAN MEDYA